Haber Detayı

Trump’ın Hobson seçimi
Michael roberts aydinlik.com.tr
14/03/2026 23:59 (2 saat önce)

Trump’ın Hobson seçimi

Trump’ın Hobson seçimi

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) üye ülkelerin 400 milyon varil serbest bırakmasıyla tarihin en büyük acil durum petrol rezervi hamlesini onaylamasına rağmen, ham petrol fiyatları bugün varil başına 100 doları aştı.

Irak karasularında iki petrol tankerinin hedef alınmasının ardından Irak'ın petrol terminallerindeki operasyonlarını durdurmak zorunda kalması nedeniyle, bu devasa rezerv hamlesi fiyatlar üzerinde çok az etki yarattı.

Hürmüz Boğazı da fiilen kapalı kalmaya devam ediyor; İran açıklarında birkaç ticari geminin vurulduğu bildiriliyor.

Bu durum, başlıca Orta Doğulu üreticileri üretimi kısmaya iterek küresel arzı daha da daralttı.

İran hükümeti ise ateşkesin değerlendirilmesi için ABD'nin gelecekte ne kendisinin ne de İsrail'in ülkeye saldırmayacağına dair garanti vermesi gerektiğini belirtiyor.

TRUMP’IN HÜRMÜZ ÇIKMAZI VE STRATEJİK HATALAR İran’daki savaş Donald Trump için pek de iyi gitmiyor.

Trump'ın "kendi seçtiği savaş" (yani dizginlenemeyen saldırganlık), bir "Hobson seçimine" (başka seçenek bırakmayan zorunlu bir tercih) dönüştü.

Bazı hızlı bombardımanlarla İran liderliğini devirme ve "Venezuela çözümü" benzeri bir rejim değişikliği elde etme planı başarısız oldu.

İran, Venezuela değildir; 90 milyonun üzerinde nüfusu olan ve kendini savunmak için dişine kadar silahlanmış devasa bir ülkedir.

İran’daki molla kontrolündeki rejim için bu, varoluşsal bir mücadeledir.

Trump'ın İran halkının rejime karşı ayaklanacağına dair umudu da boşa çıktı.

Daha kısa süre önce protesto gösterilerinde insanlar öldürüldü.

Ancak insanların tepesine bombalar yağarken sokağa çıkacak durumda değiller.

Dahası, bu tür protestolar, şu ana kadar bölünmeyen ve direnişe devam etme konusunda birlik içinde görünen rejim tarafından şiddetle bastırılacaktır.

YAKLAŞAN SEÇİM RİSKİ Şimdi Trump için "Hobson seçimi" vakti.

Ya "zafer" ilan edip rejim yerindeyken ateşkes yapacak ya da rejimi saf askeri güçle devirmek için kara birlikleri ve daha fazla bombardımanla kumarı ikiye katlayacak.

Ancak bu, çok sayıda Amerikalının ölmesi anlamına gelebilir.

İsrailliler durmak istemiyor; eğer ellerinden gelirse İran'ı Gazze'nin durumuna düşürmek istiyorlar.

Fakat ABD finansmanına ve silahlarına ihtiyaç duyuyorlar; ayrıca İran ve Lübnan’daki Hizbullah’tan gelen tehlikeli füze saldırılarıyla karşı karşıyalar.

Her iki durumda da kamuoyu yoklamalarına göre Amerikalıların çoğunluğunun karşı çıktığı bir savaşı başlatan Trump ve yandaşları, Kongre ara seçimlerinde yenilgiyle karşı karşıya.

Cumhuriyetçilerin kontrolündeki Kongre, ABD anayasasına göre yasa dışı olan bu savaşı durdurmak için hiçbir şey yapmadı.

Demokrat bir Kongre'nin de Trump'ı dizginleyeceği garanti edilemez ancak en azından savaşın finansmanını engelleyebilir ve diğer ekonomik politikalarını durdurabilir.

SAVAŞIN DEVASA MALİYETİ VE UKRAYNA CEPHESİ Bu savaş Amerikan devletine günde 1 milyar dolardan fazlaya mal oluyor.

Elbette Trump Yönetimi “savunma” bütçesini yılda 1 trilyon doların üzerine çıkardı, ancak sadece iki hafta sonra bile savaş, mevcut silah ve lojistik kaynakların önemli bir kısmını tüketiyor.

Bu durum, Ukrayna Savaşı’nı sürdürmek için gereken kaynakları daraltıyor.

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, Ruslara karşı ön cepheyi korumak için ihtiyaç duyduğu finansman ve silah eksikliğinden şimdiden şikayet etmeye başladı.

Ancak mesele sadece savaşın Amerikan bütçesine maliyeti değil; asıl endişe verici olan enerji fiyatları ve nihayetinde küresel ekonomi üzerindeki etkisidir.

Daha önceki yazılarımda belirttiğim gibi, petrol ve gaz fiyatları ancak iki şey gerçekleşirse astronomik seviyelere çıkar: Birincisi nakliye trafiği için kilit bir nokta olan Hürmüz Boğazı'nın bloke edilmesi; ikincisi Körfez ülkeleri, Suudi Arabistan ve İran'daki petrol üretim ve dağıtım tesislerinin imha edilmesi.

KÜRESEL EKONOMİDE STAGFLASYON TEHDİDİ Şu ana kadar ilk senaryo (Hürmüz Boğazı) devrede.

Sadece Boğaz’daki tankerlere saldırı tehdidi bile trafiği durdururken, nakliye sigorta primleri fırladı ve birçok nakliyeciyi devre dışı bıraktı.

Yıkımı önlemek için birçok Körfez ülkesi üretim tesislerini kapattı.

Dolayısıyla Trump’ın gemilere ABD donanması tarafından eşlik edileceği ve İran rejiminin "neredeyse tamamen" mağlup edildiği iddialarına rağmen, petrol ve gaz fiyatlarındaki büyük dalgalanmalar devam ediyor ve savaş öncesi seviyelerin çok üzerinde seyrediyor.

Bu durum dünya ekonomisi için ne anlama gelebilir?

Cevap, bölgeden yapılan petrol ve gaz sevkiyatına ne olacağına ve tesislerin uğrayacağı uzun vadeli hasarın boyutuna bağlıdır.

Eğer önümüzdeki hafta içinde bir ateşkes sağlanırsa, dünya enerji ihracatında yine de bir düşüş olur ancak bu, enerji fiyatlarını mevcut yüksek seviyelerde tutacak kadar ciddi olmaz.

Fakat çatışma aylarca sürerse, enerji ihracatı yüzde 5-6 oranında düşebilir ve bu da fiyatları savaş öncesi seviyelerin yüzde 10-20 üzerinde tutar.

Eğer tesisler kalıcı hasar görürse, petrol fiyatları 150 dolar/varil seviyesine (savaş öncesinin üç katı), doğal gaz fiyatları ise 120 avro/mwh seviyesine (savaş öncesinin dört katı) fırlayabilir.

Bu, 1970'lerin sonundaki küresel arz şokuna benzer bir durum yaratır.

MERKEZ BANKALARININ ÇIKMAZI Savaşın uzaması, gelişmiş ekonomilerde mevcut olan “stagflasyon” (düşen ekonomik büyüme ile birlikte yükselen enflasyon ve işsizlik) eğilimini şiddetlendirecektir.

Royal Bank of Canada ekonomistlerine göre, petrol fiyatları 100 doların üstünde kalırsa ABD'de enflasyon yüzde 2,4'ten yüzde 3,7'ye fırlayacaktır.

ABD ekonomisi şubat ayında 92 bin istihdam kaybetti ve işsizlik oranı yüzde 4,4'e yükseldi.

İran savaşı işsizliği daha da artıracaktır.

Bu durum merkez bankaları için ciddi bir ikilem yaratıyor.

Enflasyonu dizginlemek için faiz oranlarını mı yükseltmeliler, yoksa ekonomik büyümeye daha fazla zarar vermemek için enflasyon şokuna göz mü yummalılar?

Faiz artırımı, hâlâ yaklaşmakta olan YZ (yapay zeka) balonunun patlamasını tetikleyebilir.

Sonuç olarak hem Küresel Kuzey hem de Küresel Güney'deki haneler yükselen fiyatlar, borçlanma maliyetleri ve azalan istihdamla karşı karşıya kalacak.

Bu, Trump için olduğu kadar dünya halkları için de bir “Hobson seçimi” olacak.

İlgili Sitenin Haberleri