Haber Detayı

Aydın ağabeyimizi kaybettik… Son nefesinde de Ulusal Kanal’a soluk verdi
Gündem aydinlik.com.tr
16/03/2026 00:00 (3 saat önce)

Aydın ağabeyimizi kaybettik… Son nefesinde de Ulusal Kanal’a soluk verdi

Dünyada eşi benzeri olmayan bir imece ile gerçeğin yıkılmaz kalesini inşa ettiler. Vericiler geleneğinden gelen, Ulusal Kanal’ın kurucu ruhunu taşıyanlar onlar. Görev Vakfı’nın öncü bağışçısı, Vatan Partili Elektrik Yüksek Mühendisi Aydın Uzman aramızdan ayrıldı.

Fedakarlığı, mücadele azmi, yüzleri gülümseten esprileri ile aklımıza kazınan, Görev Vakfı bağışçısı, Aydınlık ve Ulusal Kanal gönüllüsü, Vatan Partisi üyesi, çok değerli ağabeyimiz Aydın Uzman’ı kaybettik.

Aydın Uzman’la yollarımız 2007’de kesişti.

Bir gün tesadüfen televizyonda Ulusal Kanal’a denk gelir.

İçerikteki kalite ile düşük çözünürlüklü görüntü arasındaki tezada dayanamaz, Deva Çıkmazı’na gelip ilk bağışını yapar.

Sonrasında Ulusal Kanal Gönüllüsü olur.

Bağışla kalmaz, mücadelede Vatan Partisi ile birleşir.

SON VAZİFESİNİ YAPTI ULUSAL KANAL’A OMUZ VERDİ Aydın Uzman ağabey, ölümünden önce de bütün malvarlığını Görev Vakfı’na bağışlamıştı.

Son eylemi Ulusal Kanal’ın devam eden seferberliğine kendini de yazdırmasıydı.

Keyifli sohbetlerimizde onun hakkında çok şey öğrendik.

Bu örnek insan, nasıl bir ailede yetişti, ne badirelerden geçerek bugünlere geldiğini önce kendisinden öğrendik.

Şimdi size bir portre çiziyoruz.

Gelin bu örnek insanı beraber tanıyalım.

Aydın Uzman sohbete “Benim için insanın geldiği yer ve kökeni önemli değil.

Önemli olan insanın özgürleşmesidir.

Özgürce karar verip, sorumluluk almasıdır” diye söze başladı.

Küçüklükten bu yana çevresinden duyduklarıyla ailesinin yaşam hikayesini zaman zaman gözleri dolarak anlattı.

HATAY TÜRKMEN KÖYÜNDEN, KARADENİZ’İN ORDU İLİNE… Kökleri Hatay’da Türkmenlerin yoğun olarak yaşadığı Yayladağı’ndan gelmiş.

Dedeleri 400 yıl önce veba salgını nedeniyle Ordu iline göç etmiş.

O bölgede veba hastalığına “taun” deniyordu.

Taun Arapça, mızrak veya kılıçla delme, sançma sözcüğünden türetilmiş bir kelime, veba hastalığının Arapçası.

Aydın Uzman’ın hatırladığı kadarıyla Ordu’da “taun çıksın yüzünde” diye küfür edilirmiş.

AYDINLANMACI VE OTACI SOYUNDAN BUGÜNE… Dedesinin babası Osman Ağa zadelerinden.

Dedesi Ziraat Bankası memurluğu yapmış.

Ailesi, Atatürk’ün kurduğu CHP’de yöneticilik yapmış, aydınlanmacı ve ilerici bir kökten geliyor.

Dedesi bölgede kültür ve sanatın gelişmesine öncülük etmiş.

Atalarına otacılar da deniliyormuş.

Annesinin dedesi Abdi baba, kitapları olan, işinde usta, bilge bir otacı.

Amcalardan biri eczacı ve kimyacı.

Aydın Uzman’ın babası 1900 yılında Ordu’da doğmuş.

Erkek kardeşler arasında en büyükleri.

Liseye karşı gelen o zamanki adı ile idadiden mezun olmuş ve ticaret ile ilgilenmiş.

Mesleğini ticaretin erbabı olan amcasının iş yerinde öğrenmiş. 1001 çeşit mağaza tarzı ile ticaret yapmış. 35 yaşında ölmese, çok büyük bir iş adamı olacağı söylenirmiş.

YÜREĞİNDEKİ AŞKLAR VE İSTANBUL İLE TANIŞMA Aydın Uzman da 1933 yılında Ordu’da doğuyor. 4,5 yaşındayken babası öldüğünde, eczacı olan ablasının ilkokul öğretmeni nişanlısının derslerine misafir olarak girmiş ve okumayı öğrenmiş. 5.5 yaşında kayıt yaptırmadan okula gitmiş.

Okumayı bildiği için derslerde resim yaparmış.

İlkokul son sınıfında, 1943-1944 yıllarında İstanbul’a yerleşmişler.

O sırada, Sivastopol’u bombalamışlar.

Karadeniz’de serseri mayınlar dolaştığı için gündüz gemiye binilmezmiş.

İstanbul’a gitmek zorundalar.

Gemide süit kamarada yer bulmuşlar.

Yolculuk sırasında, kendi yaşlarında güzel mi güzel, peri gibi, şiir gibi bir kız ile karşılaşmış.

Aşık olmuş ama hislerini belli etmeden, sürekli onunla oynamış.

Aşkını anlatırken hafif yandan gülümseyerek anıları gözünde canlandı.

İstanbul’a geldiklerinde kayıt için ilkokul aramışlar.

Beşiktaş’ta sert bir öğrenmenin olduğu okula kayıt olmuş.

Kadın donanımlı ve önemli bilgiler verirmiş.

Hocası ileride kendisinin çok iyi fizikçi olacağını söylemiş.

Uçurmanın çıtalarını ince kesip, hafif olduğu için rüzgârda iyi uçmasını sağladığı içinmiş.

İlkokul son sınıfında köy enstitülerinin çıkardığı kitapları alıp okurmuş.

İlkokulu İstanbul’da bitirmiş, Ordu’ya geri dönmüşler.

İKİNCİ KEZ İSTANBUL Ordu’da lise olmadığı için İstanbul’da oturan eczacı amcası sayesinde Kabataş Lisesi’ne kaydolmuş.

Liseye 70 kişilik sınıflarda başlamış.

Behçet Necatigil edebiyat hocasıdır.

Sınıfta iki kişi edebiyattan on alır.

Birisi Aydın Uzman’dır.

Mete Akyol’un annesinden matematik dersi alır.

O dersten de notlarını yükseltir.

Kendisini fark ettiğinde kütüphanede küçük kitapçıklar halinde basılan Victor Hugo’nun başyapıtı “Sefiller”, Fransız aydınlanma filozofu ve yazar Voltaire’nin, “Zadik ya da Yazgı” adlı felsefi romanı ve benzeri kitapları okuyarak dünya klasikleriyle tanışır.

TEKRAR ORDU İLİNDE Kendi aydınlanma sürecini anlatırken: “Önce babam, 5 yaşındayken Atatürk, 60’dan sonra da metafizik inancım öldü.” diyerek bilinç sıçramasının nedenlerini sıralar.

İstanbul’da liseyi iki dönem okur.

Sonra Ordu’ya 25 kişilik sınıflara döner.

Küçük yerde mahcup olmamak için daha fazla ders çalışır.

Matematiği orada sever ve öğrenir.

ÜNİVERSİTE YILLARI VE ASKERLİK Liseyi bitirdikten sonra İTÜ’de Elektrik Mühendisliği bölümüne girer.

Üniversite yıllarının son dönemleri bunalımlı geçer.

Bu dönemde bir kızla tanışır.

Ama o da evli çıkar. 1956 yılında üniversiteyi bitirir.

O zamana kadar siyasetle bir ilgisi olmaz.

Sinema kültürü ile haşır neşirdir.

Okul bittiğinde PTT İstanbul Başmüdürlüğünde çalışır. 1958 sonlarında yedek subay olarak Gölcük’te 1,5 yıl askerlik yapar.

Askerlikte Amerikalıların Türkiye’ye girişini konuşmaya başlarlar.

Amerikalılar o dönem kuyular açıp kapatıp ‘bize aittir’ diye mühürler.

Aslında mühürlenen kuyularda petrol vardır.

Halkta büyük tepki oluşur.

Gençlik hareketleri başlar ve büyür.

Beyazıt’tan Taksim’e yürüyüşler olur.

Menderes’in diktatörlüğünü yoğun uyguladığı dönemlerdir.

Her konuşması midesini bulandırır.

Askerliğin sonuna doğru Mayıs’ta izin alır ve Ankara’ya gider. 1960 İHTİLALI Esas özgürlüğü keşfetmesi 60’lı yıllarda olur.

Aydın Uzman için insanın değişmesi ve dönüşebilmesi için çok önemli olayların olması gerekir.

Şu anda da öyle bir süreçten geçtiğimiz tespitini de araya sıkıştırır.

Mayıs 1960’ta tren ile Ankara’ya yola çıkar.

Ordu milletvekili avukat bir ahbabıyla birlikte yolculuk yapar.

Elinde Demokrasiye Doğru diye ince bir kitap vardır.

Gece uyurlar.

Sabaha karşı Polatlı’ya gelirler.

Tren durduğunda marşlarla uyanırlar, halkın sevinç seslerini duyarlar. 60 İhtilali olmuştur.

Radyoda Türkeş’in sesinden “NATO’ya bağlıyız” diyerek Amerikalılara teminat verildiğini duyar.

Saat 14.00’e kadar orada tutulurlar.

Menderes yakalanınca tren harekete geçer.

Ankara’da Kızılay’a geldiklerinde meydanda herkes halay çekiyordur.

O gece Ankara’da kalır.

İşleri tamamlanınca tekrar İstanbul’a döner ve iş aramaya başlar.

ANNESİNİN VATANSEVER YÜREĞİ Yassıada yargılamalarının olduğu mahkemeye oluk oluk insan seli akar.

Aydın Uzman gidemez, annesi gider ve duruşmaları izler; üstelik davayı gazetelerden takip edebilmek için okumayı öğrenir.

Öyle yürekli bir kadındır ki; 71 yılında Ziverbey’de işkence gördüğü sırada romatizma ağrıları için doktora götürülen İlhan Selçuk’la karşılaştığında “Sen de benim oğlumsun.

Sizi sürekli takip ediyorum” diyerek desteğini belirtmekten çekinmemiştir.

GÜVEN DUYULAN İNSAN Aydın Uzman yaşantısında hangi işe girerse girsin kısa sürede konuştuğu insanların güvendiği insan haline gelir.

Kendisi de şaşırır.

Nedenini düşünür, yalan söylememesine ve insan ilişkilerinde açık, samimi olmaya bağlar. “Büyüklerimiz bize hiçbir zaman yalan söylemememiz gerektiğini öğrettiler” der.

HAYATININ EN ÖNEMLİ KARARI VE AYDINLANMA SÜRECİ Âşık olduğu kız karşılık vermeyince boşluğa düşer.

O sırada spora ve okumaya başlar.

Sarayların yenilenen elektrik tesisat projelerini denetler.

Yine bir gün sarayda en üst kata çıkarken başını kaldırır ve çok güzel manzarayla karşılaşır.

Kendisini gökyüzünde hayal eder, neredeyse kendini yıldızlarla yarışacak durumda hisseder.

Kendini bulur.

Tekrar yaşamına ve amaçlarına döner.

Aydın bir aile grubuna girer.

Bu grup çevresiyle birlikte büyür.

İçinde mimarlar, mühendisler ve çeşitli meslek gruplarından aydınlar vardı.

Arkadaşları ona sorarlar “Bu hayatta hedeflerin nedir?” diye.

Bu soruya tek cevabı olur: “İnsan olmayı hedefliyorum.

İnsan olmak için beynimizi kullanmamız ve özgürleştirmemiz gerekir.

Bizim beynimiz insan, diğer organlarımız hayvan.

Eğer beynimizi kullanmasını öğrenmezsek diğer organlarımız gibi hayvan oluruz.” der.

Sadece kitap okumanın insan olmaya yetmediğini anlar.

İnsan olmak için özgürleşmek gerektiğini tespit eder.

Varoluşçuluk ilgisini çeker.

Bu alanda araştırmalar yapar.

Jean Paul Sartre’nin üç ciltlik ‘Özgürlük Yolları’nı okur.

Romanın kahramanları bilenir, ayağa kalkar, diklenir ve sorumluluk alıp dünyaya karşı direnirler.

Sonrasında Albert Camus, Sartre ve birçok kitap okuyarak araştırmasına devam eder.

Ama özgürleşemez “Özgür insan kavramı bileşik bir kavramdır.

Ben bu kavramı Atatürk ile birleştirdim.

Doğu Perinçek de özgür bir insan.

Hatta cezaevindeyken daha da özgür bir insandı” diye düşünmeye başlar.

Daha sonra tanıdığı aracılığıyla ikinci bir gruba girer.

Grubun içinde kendisini aydın olarak tanımlayan, şiir yazan, sanat dallarına ilgi duyan sanayi odasında çalışan bir kadın vardır.

Bu grubun organizasyonlarını bu kadın yapar.

Düzenli olarak toplantılar düzenlerler.

Hatta grup toplantılarından birine Yılmaz Güney, diğerine Jülide Gülizar da katılır.

Başka bir toplantıya Edip Cansever gelir.

Toplantılarda kültür sanat konuşulduğu gibi memleket meseleleri de tartışılır.

EVLİLİKLERİNDE ÖZGÜR İLİŞKİ KURMA KARARLARI Aydın Uzman genelde toplantılarda az konuşup, çok dinler.

Grup üyesi Gülmayi Hanımın dikkatini çeker ve Aydın Bey’e ilgi duymaya başlar.

Arkadaşının aracılığıyla Gülmayi Hanımın duygularını fark eder ve üzerinde düşünür.

Zamanla o da ilgi duymaya başlar.

Ama kendisini tanıtmaya ihtiyacı vardır.

Bir kaset alır ve teybe kim olduğunu, hayata nasıl baktığını anlatır.

O kaseti Gülmayi Hanıma gönderir.

Beraber olacaklarsa, evleneceklerse aralarında özgür bir ilişki olmalıdır.

Ve bu şekilde evlenme teklifi yapar ve evlenmeye karar verirler.

Nikah için 24 Şubat 1969 tarihine gün alırlar.

Daha ucuz olduğu için davetiye bastırmak yerine gazeteye evlilik ilanı verirler.

Nikah şekeri de pahalıdır.

Yerine çok daha ucuza 250 adet, Van Gogh, Poul Gauguin, Leonardo da Vinci, Fikret Mualla, Pablo Picasso gibi ressamların ince, pütürlü kağıtlar üzerine resimlerini bastırırlar ve nikahta dağıtılır.

Her resmin içine “Birleşme törenimize onur verdiniz.

Teşekkür ederiz” diye bir not iliştirmeyi unutmazlar.

Nikah salonu şaşılacak derece dolup taşmıştır.

Nikahtan sonra gidecek evleri yoktur.

Her ikisi de daha önce ailelerinin yanında kalıyordur.

Bir otele yerleşirler.

Otelde on beş gün kalırlar.

Gülmayi hanımın babası asker olduğu için Gölcük Orduevi’ne gider ve evi de çocuklarına bırakır.

Otelden eve gelirler.

Akşam olur, yemek yapma ihtiyacı doğar.

İlk yemeği Aydın Bey yapar.

Bu arada kendilerine ev aramaya başlarlar.

Ataköy’de küçük bir ev bulurlar ve taşınırlar.

Eşya yoktur.

Perdeleri birer çarşaftır.

Telaşlanmadan yavaş yavaş eşyalar alınmaya başlarlar.

EVLİLİK İLKELERİ UYGULAMADA Gülmayi Hanım daha önce öğretmendir.

Öğretmenliğini bırakıp Londra’ya gider ve işçi olarak çalışır.

Londra’da çok sevilmesine rağmen memleketini özler ve İstanbul’a geri döner.

Filmlerde İngilizce konuşmaları Türkçeye çevirir ve geçimini sağlar.

Tabi karısı çevirmenlik yapar ama eline çok az geçer.

Aydın Bey bağımsızlık üzerine evlilik yaptıklarını hatırlatınca Gülmayi Hanım, Şişe Cam Fabrikasına yönetici sekreter olarak girer. ‘Hatırası vakfımızın baş köşesinde’ Görev Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Erkan Önsel, Aydın Uzman’ı Görev Vakfı’nın devrimci damarı olarak tanımladı.

Varını yoğunu vakfa bağışlamasının erdemli bir örnek olduğunu belirtti.

Önsel, “Pırıl pırıl bilinciyle son ana kadar savaştı.

Adanmışlık timsali müstesna insan.

Onu sonsuzluğa uğurluyoruz.

Hatırası Vakfımızın baş köşesinde olacak her zaman.” dedi.

Aydın Uzman’ın ilkeli duruşunun gelecek kuşakların mücadelesine ışık tutacağını sözlerine ekledi.

Özgürlük mücadelesinin kalesini aradı İlk Partili hayatına 1995 yılında Ecevit’i daha özgürlükçü bulduğu için DSP’ye katılarak başlar.

Bakırköy’de DSP, İşçi Partisi binasının karşısındadır.

Caddeye geldiğinde önceleri İşçi Partisi’ni soğuk görüp DSP binasına girer.

Ama Aydınlık gazetesini sürekli takip eder. 1995 yılında televizyon gereksinimi duyar.

Sağcıların bolca televizyon kanalları vardır.

Ama Atatürk’ü, aydınlanmayı savunanların televizyonu yoktur.

Uğur Mumcu’nun cenazesinde yağmura rağmen 500 bin kişi toplanınca insanlara güveni artar.

O dönem Bakırköy ADD Başkanı Nedim Arat ile görüşmeye gider.

ADD genel üye sayısını sorar. 25-30 bin yanıtını alır ve şaşırır.

O, cenazeye katılım sayısı 500 bin… Her ay bir sigara parası verseler 2.5 milyon eder ve TV istasyonu kurulabilir diye düşünmüştür.

Üye rakamını öğrenince bu görüşten vazgeçer.

Aydın Uzman’ın portatif TV cihazlara ilgisi vardır ve evine alır.

Bir gün bu cihazlardan TV araması yapar ve Ulusal Kanal yazan bir yere rastlar.

O zaman Ulusal Kanal karasal yayındadır ve görüntüsü net değildir.

O görüntüyle Erol Manisalı’nın programını izler.

Daha sonra Ulusal Kanal’ın adresini bulup gider.

Deva Çıkmazı’na ilk gidişidir.

Yetkililerle görüşür.

İlk bağışını yapar.

Ulusal Kanal uydudan yayın yapmaya başlayınca çanak anten alıp Ulusal Kanal’ı ayarlar.

Ve ikinci kez Ulusal Kanal’a gider ve gönüllüsü olur.

Ergenekon sürecinde kafası daha da berraklaşır.

Türkiye üzerine oynanan oyunları daha net görür.

Aydın Uzman için Ergenekon Davası bir perdedir.

ABD’nin yaptıklarını kamufle etmek, işlediği suçları vatanseverlerin üzerine yıkmak için bir tertiptir.

Arkasından 2010 yılının Ağustos ayında televizyondan TGB’li gençlerin Diyarbakır, Bismil, Cumhuriyet Köyü’nde okul yaptığını öğrenir.

İşte benim aradığım genç tipi der.

TGB’nin Muğla’da yeri olup olmadığını araştırır.

Cemil Gözen’in telefonunu verirler.

Genci arar.

Tesadüf bu Cemil Gözen Diyarbakır’dan Bodrum’a hareket eder.

Ve buluşurlar.

Akşama kadar konuşurlar.

Sonunda Aydın Uzman bugünün Vatan Partisi, o dönemin İşçi Partisi’ne üye olur.

Aydın Uzman bütün faaliyetlerin, “aydınlanmanın ve mücadelenin kalesi olan Görev Vakfı ve Vatan Partisi’nden yürütüldüğünü” düşünür.

O nedenle mal varlığının tamamını bağışlamayı düşünür.

Miras bırakacak tek yeğeni vardır.

Yeğeninin durumu iyidir.

Mirasını bırakırken vatan için en yararlı neresi olduğuna karar verir.

Kafasındaki adres bellidir.

O da Görev Vakfı’dır.

Verirken içi rahattır, huzurludur: “Özgürleşmek için bütün varlığımı, Atatürk’ün yolunda mücadele eden torunlarıma bırakıyorum” der.

İlgili Sitenin Haberleri