Haber Detayı

ABD, İsrail ve Batı SDG/PKK’ya ihanet etmedi
Mehmet yuva aydinlik.com.tr
21/01/2026 00:00 (1 saat önce)

ABD, İsrail ve Batı SDG/PKK’ya ihanet etmedi

ABD, İsrail ve Batı SDG/PKK’ya ihanet etmedi

Hud Suresi 101.

Ayeti’ni okurken, DEM, SDG/PKK, Remzi Kartal ve şürekâsının “ABD, Batı ve İsrail bizi yalnız bıraktı!” feryatlarını işitiyorduk.

Ne diyordu ayet; “Biz onlara zulmetmedik, fakat onlar kendi kendilerine zulmettiler.

Allah'ı bırakıp da taptıkları tanrılar, Rabbinin emri gelince kendilerine hiçbir fayda sağlamadı, hüsranlarını artırmaktan başka bir işe yaramadı.” İnsanlar kendi günahları ve Allah'tan başkasına tapmaları yüzünden cezalandırılır, bu durum Allah'ın zulmü değil, onların kendi seçimlerinin sonucudur.

Akrabaları, kader birliği yaptıkları, ortak bir tarih, coğrafya, medeniyet ve lisaniyat paylaştıkları Ankara, Bağdat, Şam, Tahran, Beyrut, Kahire yerine yabancı tanrılara taptılar.

Onlardan medet umdular.

Peki, ‘Fes Başa Düşünce’ taptıkları tanrılar kendilerine fayda sağladı mı?

Sağlamadı.

Hüsranlarını çoğalttı mı?

Çoğalttı.

Derin bir hayal kırıklığı içindeler.

Kendilerine tonlarca silah temin eden, “kara gücü ve stratejik müttefik” olarak telakki eden, milyonlarca dolar bütçeyle besleyen, nitelikli silahlar ve dronlar üzerinde eğitim veren, tüneller kazdıran, kontrol ettikleri bölgedeki petrolü, buğdayı, suyu birlikte talan ettikleri tanrılar şimdi nerede?

Bel bağladıkları İsrail; kuzeyden Akdeniz’e açmak istediği İkinci İsrail”den veya Kürdistan Koridoru’ndan, güneyde “Dürzistan” üzerinden inşa etmek istediği Davut Koridoru’ndan vaz mı geçti?

Elbette hayır.

Ancak İsrail’in şimdilik “gelişmeleri sadece takip eden” pozisyonunu belirleyen üç ana faktör var.

İŞBİRLİĞİ GÜVENCESİ ABD (Trump) yanında olmadan Netanyahu, İran, Lübnan, Suriye ve Türkiye’yle uğraşamaz.

Trump ve Barrack da Suriye, Türkiye ve Körfez ülkelerinden arzu ettiğini almakta ve onlarla karşı karşıya gelmek için bir sebep bulunmamaktadır.

Trump ise SDG yüzünden Şara ve Ankara ile “kötü olacağına” Suriye petrolleri, Suriye nadir elementleri, Suriye sahil bölgesi doğal gaz ve petrol kaynaklarını Şam’ın resmi onayıyla ABD şirketlerine tahsis edecektir.

Şara’dan da İsrail, Lübnan, İran konularında “tam bir işbirliği” için güvenceler aldı.

Doğu Akdeniz ve Kıbrıs konusunda uyumlu çalışacağını gösterdi.

Ayrıca Ahmet Şara, İsrail’in güvenliğini tehdit eden tüm faaliyetlerden imtina etmiş ve İsrail’e güvenceler de vermiş iken İsrail’in “sonuna kadar” SDG için savaşacağını beklemek ancak “işbirlikçi ve tüm geleceğini yabancı tanrılara teslim etmiş bir müflis ve hasta bir aklın” eseri olabilir.

Bununla birlikte; Türkiye’nin telkinleriyle yayımladığı kararname ile “vatansız ve mülkiyetsiz” konumunda olan Suriyeli Kürtlerin Türkiye’deki gibi haklara sahip olmalarını sağlayacak düzenlemelerin yapılacağı vaadi Şara Yönetimi’nin elini güçlendirdi.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik’in “SDG’nin, terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge ilkemizi hedef alan girişimi başarısız olmuştur.” ifadesi de abesle iştigal değildir.

Zira DEM/SDG/PKK ve “üst-akıl” konumunda olan ciddi bir kesimde, “Fırat’ın batısı, kuzeyi ve doğusunda askeri, idari hâkimiyetini pekiştiren SDG sayesinde Türkiye’ye verilen tavizler tekrar geri kazanılabilir” beklentisi içinde olanlar da ağır bir darbe aldı.

BARRACK’IN SÖZLERİ Zaten Barack, Temmuz 2025’te niyetini açıkça belirtmişti; “SDG, YPG ve PKK'dır.

Onlara bağımsız devlet kurma borcumuz yok.

Özgür bir Kürdistan olmayacak, özgür bir SDG devleti olmayacak.” Barrack, “YPG, PKK'dan türemiş ve bizim DEAŞ’a karşı birlikte hareket ettiğimiz bir yapıdır.” ifadelerini kullandı.

Dolayısıyla ABD'liler arasında şöyle bir duygu var. “Onlara bir devlet içinde bağımsız devlet kurma hakkı borçlu değiliz.

Onlara borçlu olduğumuz şey şu; makul bir şekilde yeni yönetime geçiş sürecinde bir yol sunma borcumuz var.” O tarihte, Suriye'nin yeni yönetimiyle SDG arasındaki sürecin nasıl yürütüleceğine dair değerlendirmelerde de bulunan Barrack, “Bu yeni rejimde tek Suriye ile nasıl bütünleşecekleri konusunda makul olunması gerekiyor.

Suriye şunu savunuyor; federal bir sistemle Suriye olamaz.

Ayrı ayrı Dürzi güçleri Dürzi gibi giyinip, Alevi Alevi gibi giyinip, Kürt Kürt gibi giyinip Suriye'de ordu olamaz.

Tek bir yapı olacak.

Bu SDG için çok zor bir konu.

Bunun da farkındayız.

SDG, ABD'nin kendisine borçlu olduğunu düşünüyor.

ABD ise 'Size makul davranma konusunda borcumuz var ama siz makul olmazsanız başka alternatifler gündeme gelir.' diyor.” dedi.

YENİ BİR DOKTRİN DEĞİL Ayrıca Trump-Barrack Doktrini orijinal ve daha önce uygulanmamış bir manzume değil.

Aksine Trump-Barrack Doktrini, Başkan James Monroe (1817-1825), Başkan Theodore Roosevelt (1901- 1909) ile Başkan Woodrow Wilson’ın (1913-21) siyasi, ekonomik ve askeri programlarından esinlenmiştir.

Trump’ta zuhur eden bu programın hülasası şudur: “Amerika kıtası ABD’nin arka bahçesi ve tanrısal tapulu malıdır.

Savaşlar ABD halkının sağlık sigortasıdır.

Bankalarımızın, şirketlerimizin dünya pazarlarına ihtiyacı var.

Pazarlar bizim olmalı.

Gümrük duvarları, ABD'nin sanayi, askeri ve tarım ürünleri önünde yıkılmalıdır.

Petrol, nadir elementler, gıda güvenliği ABD’nin kontrolünde olmalıdır.

Bunları sağlayan hükümetlerin, liderlerin demokrasi, hürriyet ve insan hakları karnesinin zayıf hatta çok kötü olması, iktidardakilerin terörle iltisaklı olması sorun teşkil etmez.

Yeter ki bana hizmet eden ve hizmette kusur etmeyen olsun.” Şimdi yabancı tanrıların işbirlikçisi, memuru ve askeri sıfatıyla halklarına özgürlük vadeden, devrim yapıp kendi kaderlerini bağımsız tayin edebileceklerini sananlar hatalarından ders ve ibret alır mı?

Öfkelerini, kendilerini kullanıp paçavra gibi atanlara mı yönlendirir, devlet ve millet ile mi bütünleşir yoksa kendilerine fayda sağlamayan, hüsranlarını artırmaktan başka işe yaramayan taptıkları tanrıların piyonu olmaya devam mı ederler?

İlgili Sitenin Haberleri