Haber Detayı

Pompidou’nun çizimleri Grand Palais’de konuşuyor
Dünya+ dunya.com
02/01/2026 00:00 (2 saat önce)

Pompidou’nun çizimleri Grand Palais’de konuşuyor

Paris’te bu kış beni en çok se­vindiren ve şaşırtan, büyük bir enstalasyon ya da görkemli bir heykel değil bir çizginin yeniden sahnenin merkezine yerleşmesi oldu. Centre Pompidou koleksi­yonundan seçilen yaklaşık üç yüz çizimin Grand Palais’nin deva­sa mekanında bir araya gelmesi, şunu düşündürdü: Sanat dünya­sı, uzun süredir göz ucuyla baktığı bir dili yeniden ciddiye alıyor.

Çizim çoğu zaman hala “başlan­gıç” olarak algılanıyor.

Bir fikrin ilk taslağı, bir formun doğmadan önceki hali, bir tür hazırlık.

Oy­sa "Dessins sans limite / Drawing outside the lines" sergisi, çizimin hiçbir zaman yalnızca bir ön aşa­ma olmadığını hatırlatıyor.

Çizim, 20'nci yüzyıldan bu yana başlı ba­şına bir düşünme biçimi, hatta ço­ğu zaman sanatçının en dürüst di­li oldu.

Picasso’nun bir çizgisiyle Basquiat’nın kağıda bıraktığı ani bir işaret arasında, farklı dönem­ler olsa da aynı cesaret var: Fazla­lıklardan arınmış bir ifade ihtiyacı.Çizgi, söylemek için varBu işleri Grand Palais gibi tarih­sel ve simgesel bir mekanda gör­mek, çizime yeni bir ağırlık kazan­dırıyor.

Burada çizgi, artık küçük ve kırılgan bir şey değil; aksine, mekanı dolduran bir fikir haline geliyor.

Kontur olmaktan çıkıyor; duygu, düşünce, politik sezgi ve kişisel hafıza taşıyan bir hat olu­yor.

Çizgi, süslemek veya başla­mak için değil; söylemek için var.Pompidou’nun çizim koleksiyo­nu dünyanın en kapsamlı arşiv­lerinden biri.

Yıllarca bu işler, kı­rılganlıkları nedeniyle depolarda ya da sınırlı sergilerde kaldı.

Şim­di ise yüz yirmiye yakın sanatçı­nın işi bir araya geldiğinde, çizi­min kendi iç tarihini nasıl ördüğü­nü daha net görüyoruz.

Sanatçılar çizimle biçimi bozuyor, duyguyu sıkıştırıyor, düşünceyi doğrudan kağıda bırakıyor.

Aracı azaltıyor, mesafeyi kapatıyor.

Bu serginin yapılması bana sadece geçmişin ustalarına bakma hissi vermedi.

Aksine, çizimin bugün neden ye­niden bu kadar güçlü olduğunu dü­şündürdü.

Dijital üretimlerin, de­vasa projelerin, hızın ve görsel gü­rültünün ortasında çizim, hala en yalın ama en etkili araçlardan bi­ri.

Genç sanatçılar için de bu böyle.

Çünkü çizim, hala düşüncenin be­dene en hızlı aktığı yer.Sanat dünyası açısından ne söylüyor?

Bu sergiyle birlikte birkaç şey netleşiyor.Birincisi, sanat dünyası “yan mecra” kavramını yeniden sorgu­luyor.

Çizim, eskiz ya da hazırlık olmaktan çıkıp tekrar merkezi bir ifade alanı olarak konumlanıyor.İkincisi, müzeler ve kurumlar, koleksiyonlarının daha kırılgan, daha içe dönük parçalarını görü­nür kılmaya cesaret ediyor.

Bu, sa­dece estetik bir tercih değil; izleyi­ciyle daha doğrudan bir ilişki kur­ma isteği.Üçüncüsü ise çağdaş sanatın ye­niden yavaşlamaya, düşünmeye ve köke dönmeye ihtiyacı olduğu fikri güçleniyor.

Büyük laflar yerine tek bir çizgiyle konuşabilmek, bugün belki de en radikal tavır.Grand Palais’in ışığı altında çiz­gi artık sadece bir kontur değil.Bir düşünce biçimi.Bir hafıza taşıyıcısı.Ve belki de sanatın geleceğine açılan en sade kapı.

İlgili Sitenin Haberleri