Haber Detayı
ABD karşısında Avrupalı küreselcilerin zikzakları
ABD karşısında Avrupalı küreselcilerin zikzakları
İkinci Trump döneminin başlamasıyla birlikle, ABD ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerin eylemli olarak koptuğuna tanık olduk.
Birinci Trump döneminde de (2017-2020) Avrupa’nın küreselci liderleri ile ABD Başkanı bir çatışma içindeydi.
Ama aralarındaki çelişkiler bugünkü kadar keskin ve ilişkiler bugünkü kadar kopmamıştı.
O zaman da Trump yine “Önce Amerika” diyerek seçim kazanmıştı.
İran düşmanlığı ve İsrail destekçiliği o zaman da aynıydı.
BİRİNCİ TRUMP DÖNEMİNDE AB ASYA’YA YÖNELDİ Avrupa’nın küreselci liderleri 2017’den itibaren G7, G20 ve NATO toplantılarında Trump ile karşı karşıya gelmiş ve yönünü Asya’ya dönmüştü.
Birinci Trump döneminde, özellikle Fransa ve Almanya, Rusya ve Çin ile ilişkilerini geliştirme çabasındaydı.
Henüz Ukrayna savaşı başlamamıştı ama Ukrayna’nın NATO’ya üyeliği tartışılıyordu ve Fransa ile Almanya buna karşı tutum alıyorlardı.
Macron ve Merkel gibi liderler ABD yanlısı ve küreselci liderlerdi.
Trump ise küreselleşme karşıtı olduğunu söylüyordu.
Ve ABD’nin İran politikasına (İran ile nükleer anlaşmanın iptali) karşı çıkan Avrupa’yı gümrük tarifelerini artırarak tehdit ediyordu.
Yerimiz sınırlı olduğu için o dönemde ABD ile AB arasında yaşanan gerginlikleri ve çelişmeleri sıralamıyorum. 2017 ila 2020 yılları arasındaki Batı basınına bakıldığında bolca örnek görülecektir.
Örneğin İngiliz The Guardian gazetesi Rusya ile ilişkilerini geliştiren Macron’a “ruhunu Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e sattı” diye başlık atıyordu.
Huffington Post ise “Putin’e yaklaşan Macron, Trump yanlısı diplomasisini gözden geçiriyor” diyordu.
Haziran 2017’de ABD Senatosu Rusya’ya karşı yaptırım kararları alırken, Almanya Rusya ile Kuzey Akım-2 projesi üzerinde anlaşma sağlıyordu.
Bir tarafta “demokrasi” ve “özgürlük” götürdüğü Afganistan, Irak, Libya ve Suriye gibi ülkelerde askeri olarak yenilen ABD vardı. 2008 mali krizi bütün dünyaya yayılarak global bir kriz halini almış, küreselleşmenin neoliberal sisteminin çöküşünün başlangıcı olmuştu.
Batan bankalar, kapanan fabrikalar, dışarı kaçan sermaye ve bunun yarattığı sosyal adaletsizlik, yoksulluk, işsizlik ABD ile birlikte bütün Avrupa’yı sardı.
Amerika’nın “Yeni Dünya Düzeni” yıkılıyor ve “Neoliberal küreselleşme” politikası iflas ediyordu.
Diğer tarafta ise Çin’in başını çektiği Rusya, Hindistan ve Türkiye gibi Asya ülkelerinin önderliğinde daha barışçı, paylaşımcı ve üreten yeni bir dünya kuruluyordu.
İşte Avrupa’nın küreselci liderleri Trump ile yaşanan gerginliklerle birlikte Asya’ya yöneldi.
Bu liderler Moskova’yı, Pekin’i ziyaret etti.
Putin’i, Xi Jinping’i ülkelerine davet ettiler.
Önemli anlaşmalar imzaladılar.
Ama kendileri gibi küreselci olan Joe Biden’ın seçilmesiyle her şey tersine döndü ve eski ilişkiler yeniden başladı.
BIDEN DÖNEMİNDE HİZADAN ÇIKAN AB YENİDEN DENETİM ALTINA ALINDI Joe Biden’ın göreve başlamasından sonra 7-18 Şubat 2021 tarihleri arasında, NATO Savunma Bakanları toplantısı yapılmıştı.
Asıl amaç, ABD’nin öncülüğünde Trump döneminde İttifak ile ilişkilerde oluşan çatlakları onarmaktı.
Hemen ardından, 25-26 Şubat tarihlerinde NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in katılımıyla AB liderleri ile özel bir zirve gerçekleştirdi.
Amaç yine aşınan ABD-AB ilişkilerini düzeltmekti. 23-24 Mart tarihlerinde ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Brüksel’de düzenlenen NATO Dışişleri Bakanları toplantısına katıldı.
ABD’nin acelesi vardı; Trump döneminde yönünü Asya’ya dönen Avrupa’yı durdurmak ve Transatlantik ilişkileri yeniden rayına koyması gerekiyordu.
Bu toplantının esas gündemi “NATO 2030: Yeni Bir Çağ İçin Birliktelik” başlıklı raporu oluşturmaktı.
Aslında Biden’ın göreve gelmesiyle birlikte önceki iki toplantının da konusu, değişen dünya dengeleri içinde ABD’nin başını çektiği Atlantik güçlerinin içine girdiği çıkmaz ve Buna Asya’da yükselen Çin ve Rusya’nın yeni bir çekim merkezi haline gelmesi gerçeğiydi.
Bu gerçekliği gören ABD, Avrupa’nın Asya’ya yönelişini durdurmak ve Atlantik ile Asya arasında sıkışan, yalpalayan Avrupa ülkelerini denetim altına almak için yoğun bir çaba içine girdi.
Avrupalı küreselciler ABD’nin NATO’yu doğuya doğru genişletme ve Rusya’ya yaptım uygulama konusunda yeniden ABD’nin peşine takıldı.
Ukrayna savaşında faşist Zelenskiy’i desteklediler ve Avrupa’da Rusya düşmanlığını körüklediler.
Yeniden Atlantik bataklığına döndüler.
İKİNCİ DÖNEMİNDE HİTLERİN ÇİZMELERİNİ GİYEN TRUMP Trump’ın ikinci dönemi daha bir yılını doldurmadan birinci döneminden farklı gelişmelere sahne oldu.
Atlantik kampında yaşanan bu gelişmelerin öznesi yine Trump’tı.
Geçen yıl AB ile sorunların merkezinde Ukrayna savaşı ve gümrük tarifeleri vardı.
Trump Ukrayna savaşını bitirmek için Avrupa’yı dışlayarak sorunu Putin ile çözme çizgisi izledi.
Trump tüm dünyaya olduğu gibi müttefiki Avrupa devletlerine de gümrük vergilerini yükselterek bir ticaret savaşı başlattı.
Yılın sonunda ABD, esas olarak Avrupa’yı hedef alan “Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi” ni yayımladı.
Fakat 2026 yılın ilk günlerinden itibaren yüzündeki maskeyi çıkararak, Hitler’in çizmelerini giydi ve Venezuela’ya saldırarak haydutça Cumhurbaşkanı Maduro’yu kaçırdı.
Avrupa’nın bu küreselcileri Trump’ın bu eşkıyalığına karşı çıkmayarak ortak oldu.
Ses çıkarmadıkları ve destekledikleri eşkıya Trump, şimdi de AB toprağı olan Grönland’a saldırıyor.
Adanın sahibi olmak istiyor.
Avrupalılar büyük bir şaşkınlık içinde.
Rüzgâr yeniden tersine döndü.
Dünya basını, özellikle de Avrupa basını, Washington’a yönelik endişe ve sert eleştirilerle dolu manşetler atıyor.
YENİDEN ASYA’YA YÖNELİŞ Ülkelerini ABD’nin peşine takarak perişan eden bu küreselci liderler art arda Trump’a karşı açıklamalarda bulunuyor.
Tıpkı Trump’ın birinci döneminde olduğu gibi Avrupa’nın bağımsızlığından bahsediyorlar.
Ve telaşla ticari ilişkilerini çeşitlendirmek için Latin Amerika ve özellikle de Çin ve Hindistan ile ticari ilişkileri geliştirmek için harekete geçtiler.
Daha dün AB ile Çin arasındaki dış ticaret açığını kapatmak için Çin’e gümrük tarifelerini artırma tehdidinde bulunan Macron, Davos Dünya Ekonomik Forumu’nda Çin’e Avrupa’ya daha çok yaptırım yapma çağırısında bulundu.
Bu yazımda Avrupalı liderlerin tutarsızlıklarına, iflah olmaz küreselciliğine ve ikiyüzlülüklerine dikkat çekmek istedim.
Yoksa ABD’ye tavır alınması ne kadar tutarsız olursa olsun iyidir.
Aynı şekilde hangi gerekçe ile Asya’ya yönelirse yönelsin o da iyidir.
Ayrıca on yıllardır ABD ile Asya arasına sıkışan Avrupa’nın ABD’ye tavır alarak gerçekten bağımsız olması ve bu yolda adımlar atması, dünya dengeleri ve çok kutupluluk açısından olumludur.