Haber Detayı

Bisikletler ve kanallar
Ahmet arpad aydinlik.com.tr
19/01/2026 00:00 (3 saat önce)

Bisikletler ve kanallar

Bisikletler ve kanallar

Amsterdam.

Yanınızdan bisiklet geçiyor, önünüzden, arkanızdan da.

Hem de oldukça hızlı.

Sağa bak bisiklet, sola bak yine bisiklet.

Kadın erkek, çocuk yaşlı, blucinli, kravatlı bir yerden bir yere yürümüyor, bisikleti onu her yere götürüyor.

Çoğu insan sepetlerini, çantalarını ve başka eşyalarını da bisikletiyle taşıyor.

Kent merkezinin dar tarihi sokaklarında, kanalları birbirine bağlayan köprülerinde yürüyenler Amsterdamlılar değil, turistler.

Kent insanlarının her gün yüzde otuz sekizi taşıma aracı olarak bisikletini kullanıyor.

Kimse kimseye çarpmıyor, tek bir kaza olmuyor.

Fakat 600 bin bisikletin 200 bini her yıl çalınıyor! ‘Kırk milletten’ insanın yaşadığı Amsterdam belki de Avrupa’nın en hoşgörülü kenti.

Kanallar arasındaki yollara adımınızı atar atmaz rahat bir nefes alıyorsunuz.

Hollanda’da “yabancıları istemeyiz” diyen aşırı sağcılar son yıllarda oy toplasa da, aşırılığa kaçmadan sekse, uyuşturucuya ve alkole göz yuman “kuzeyin Venedik’i” çekiciliğini hiç yitirmeyen bir kent.

İnsanlarının her zaman “yaşa ve yaşat” ilkesini önemsediği Amsterdam yüzyıllar boyu yabancı insana kucak açmış bir Avrupa kenti.

Dar sokaklarda iki adımda bir karşınıza çıkan üç yüze yakın Coffeeshop’da uyuşturucu kullanımına karışan yok.

Yeter ki müşteriler ceplerinde beş gramdan fazla esrarla yakalanmasınlar! “BU KENTTE KORONA YOK MU?” Kanal kıyılarında yükselen tarihi, güzel yapılar, önlerine demir atmış tekneler, dar sokakları dolduran küçük dükkânlar, galeriler, Kafeler, ışıl ışıl küçük alanlara yayılan barlar ve lokantalar gece-gündüz hep dolu.

Gören, bu kentin insanları eğlenmekten çalışmaya zaman bulamıyor olacak, diye düşünmeden edemiyor.

Üç-dört yıl önce Amsterdam’a gidenler yaşamı görünce: “Bu kentte Korona yok mu?” diye soruyordu.

O gün de bugün de çoğu insan işten çıkar çıkmaz barlara koşuyor.

Önlerinde ayakta bile duracak yer yok.

Kanallardan geçen küçük gemilerde, tekneler ve mavnalarda müzik çalıyor, içki içiliyor, kahkahalar atılıyor.

Kimilerinde gelinle damat beyazlar içinde kiliseye gidiyor.

Amsterdam, bütün Hollanda gibi denizden kazanılan topraklar üzerine kurulmuş.

Sokaklar, caddeler, tüm yapılar 12 metre derine inen tam 5 milyon ağaç kazığın üzerinde duruyor.

Koskoca tren istasyonunu bile 8600 kazık taşıyor.

Kent merkezindeki kraliyet sarayını da 13600 kazık ayakta tutuyor.

Sokaklar, alanlar ve evler arasından geçen 165 kanal Amsterdam’ı bir ‘Venedik’ yapıyor!

Toplam uzunluğu 75 kilometreyi bulan bu kanalların kenarlarına demirlemiş, birbirinden ilginç ve çoğu lüks görünümlü 2400 koskoca teknede beş binin üzerinde insanın sürekli yaşadığı biliniyor.

İSTANBUL’DAN GELEN LALELER 170 ülkeden gelmiş insanların iç içe yaşadığı Amsterdam Rembrandt’ın, van Gogh’un, Anne Frank’ın ve bir zamanlar İstanbul’dan gitmiş lalelerin kenti...

Amsterdam’ın tarihi kanalları 2010 yılından bu yana UNESCO’nun dünya kültür mirası listesinde.

Amsterdam’la Den Haag arasında uzanan sonsuz doğada, Keukenhof’ta göz alabildiğine lale tarlaları.

Milyonlarca.

Onlar İstanbul’dan Viyana üzerinden buraya gelmiş lalelerin torunları! 1630’dan sonra altın çağını yaşadılar, Hollanda’da zenginliğin ve refahın sembolü oldular. “Lale Çılgınlığı”nda insanlar lale soğanlarını para birimi olarak kullandı.

Bu dönemde nadir laleler evlerle, çiftliklerle takas edildi.

İlgili Sitenin Haberleri