Haber Detayı
Küresel güç mimarisi zor bir eşikte
Küresel güç mimarisi zor bir eşikte
Dünya siyasetinde bazı coğrafyalar yalnızca harita üzerinde dar bir geçiş değildir, küresel güç mimarisinin stres testidir.
Hürmüz Boğazı bu eşiklerin başında gelir.
Küresel petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği bu dar hat, askeri konuşlanma arttıkça enerji fiyatlarından ittifak psikolojisine kadar geniş bir alanı etkiler.
Asıl soru şu: Bölgesel güç dengeleri sertleştikçe ittifaklar güçlenir mi yoksa maliyet arttıkça kırılganlaşır mı?
ABD’NİN KÖRFEZ YIĞINAĞI Amerika Birleşik Devletleri Donanması, Umman Körfezi ve Hürmüz hattına uçak gemisi taarruz grupları (Uçak Gemisi Görev Grubu), güdümlü füze destroyerleri ve amfibi unsurlar kaydırdı.
Bölgesel omurga ABD Beşinci Filosu üzerinden işliyor.
Buna ek olarak, nükleer tahrikli bir denizaltının (SSN - Nuclear-Powered Attack Submarine / Nükleer Güçle Çalışan Taarruz Denizaltısı) da bölgeye intikal sürecinde olduğu biliniyor.
Bu unsur, görünürlüğü düşük ama caydırıcılığı yüksek bir kapasite anlamına geliyor zira denizaltılar kriz anında hem istihbarat hem de hassas vuruş kabiliyeti sağlar.
Körfez’de dönemsel olarak 15-25 bin arası personel, bir uçak gemisi, 6-10 refakat gemisi, taarruz denizaltıları ve deniz-hava entegre sensör ağı bulunabiliyor.
Bu, küresel ABD kapasitesinin küçük bir yüzdesi gibi görünse de sembolik ağırlığı yüksek zira deniz ticaretini kontrol eden taraf, kriz anında küresel fiyatlama gücünü de etkiler.
ENERJİ BOYUTU KRİTİK Hürmüz’den günlük 17-20 milyon varil petrol ve yoğun LNG (Liquefied Natural Gas - Sıvılaştırılmış Doğal Gaz) akışı geçiyor.
Suudi Arabistan, Irak, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar, ihracatının büyük kısmını bu hatta yaslıyor.
Boğazın fiilen kapanması düşük olasılık fakat sınırlı taciz, gemi denetimi veya mayın tehdidi dahi sigorta primlerini ve navlun maliyetlerini sıçratır.
Askeri hamlenin ekonomik çarpanı burada büyür.
Olası bir ABD-İran çatışmasında alınacak ağır bir hasar, ABD’nin ‘yenilmez donanma’ imajını zedeler!
Süper güç statüsü bir gecede düşmez fakat caydırıcılık erozyona uğrarsa ittifak zinciri gevşer. 1979 İran Devrimi sonrası Körfez’de her gerilim, Washington’un güvenlik garantörlüğünü test etti.
Algı kaybı, taktik kayıptan daha kalıcı olabilir.
NATO SAHASINDA TSK İMZASI NATO tatbikatında Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) aldığı övgüyle öne çıktı.
TSK modernize zırhlı unsurlar, uzun menzilli topçu, entegre hava savunma ve insansız sistemlerle sahadaydı.
İHA (İnsansız Hava Aracı) ve SİHA (Silahlı İHA) kombinasyonu, keşif-taarruz döngüsünü kısalttı, sayısal komuta-kontrol ağı (C4ISR - Komuta, Kontrol, Muhabere, Bilgisayar, İstihbarat, Gözetleme ve Keşif) ile birlikler arası eşgüdüm arttı.
Tatbikata ABD, Almanya, Fransa, Birleşik Krallık ve Doğu Avrupa ülkeleri katıldı.
Avrupa güvenliği, enerji ve mühimmat stokları bağlamında kırılganlaştıkça, Karadeniz-Balkan hattında manevra kabiliyeti yüksek bir orduya duyulan ihtiyaç artıyor.
Bu bağlamda TSK, NATO içinde ‘yük paylaşımı’nı fiilen üstlenen bölgesel güç olarak konumlanıyor.
Avrupa’nın TSK’ya güveni yalnızca askeri güç değil coğrafi zorunluluğun da sonucudur.
BALTIK DENİZİ’NDE HAKİMİYET MÜCADELESİ Baltık hattında yaşanan son askeri hareketlilik, NATO’nun artan deniz devriyeleri, Finlandiya ve İsveç’in ittifaka katılımıyla Baltık Denizi’nin fiilen ‘NATO gölü’ne dönüşmesi ve Rusya’nın Kaliningrad ekseninde (Kaliningrad Oblastı – Rusya’nın Baltık’taki ileri karakolu) askeri tahkimatı, Moskova açısından Ukrayna savaşından çok daha varoluşsal bir başlık anlamına geliyor.
Tarihsel olarak Büyük Kuzey Savaşı’ndan (1700–1721) II.
Dünya Savaşı’na kadar Baltık’a hâkimiyet mücadelesi, Rus devlet aklının güvenlik refleksini şekillendirdi.
Bugün yaşanacak bir deniz kontrol krizi, enerji hatlarından çok Rusya’nın Avrupa’ya açılan kapısının daralması anlamına gelir.
Bu nedenle asıl kırılma noktası Körfez’de değil Baltık’ta olabilir.
Eğer Baltık’ta doğrudan bir Rusya–NATO sürtüşmesi tırmanırsa, bu, bölgesel değil sistemik bir savaşı tetikleyebilecek potansiyele sahiptir çünkü burada mesele yalnızca deniz trafiği değil, Avrupa güvenlik mimarisinin yeniden yazılmasıdır.
RUSYA-İRAN TATBİKATI Rusya ile İran, Umman Denizi ve Hint Okyanusu’nun kuzeyinde ortak tatbikat başlattı; bir Rus savaş gemisi İran’ın güney kıyısındaki limanına yanaştı.
Zamanlama manidar: ABD’nin deniz yığılması sürerken verilen bu görüntü, ‘tek taraflı deniz hâkimiyeti’ne karşı denge arayışıdır.
Çin temkinli bir izleyici gibi görünse de aslında bu jeopolitik hattın dışında değil.
Pekin doğrudan cepheleşmek yerine ekonomik ve stratejik kaldıraçlarla etki üretmeyi tercih eden, fakat gerektiğinde ittifakın diplomatik ve sembolik parçası olmayı sürdüren bir aktör.
Katılımın sınırlı kalması ya da gözlemci düzeyinde temsil edilmesi, Çin’in risk yönetimi refleksiyle uyumlu: Askeri görünürlüğü düşük tutarken siyasi mesajı zayıflatmıyor.
Bu durum, üçlü eksenin (Rusya–İran–Çin) tam askeri bloktan ziyade, esnek ve çok katmanlı bir denge ortaklığı kurduğunu gösteriyor.
İran’ın Hürmüz’ü ‘kısmen kapatma’ söylemleri yeni değil.
Fiili ve kalıcı kapanma küresel enerji şoku demektir fakat kontrollü gerilim, ABD’nin maliyetini artırır ve pazarlık gücünü test eder.
Deniz gücü yalnızca ateş gücü değildir sigorta ve finans piyasalarında yarattığı dalga da güçtür.
KORE DHC’NİN KN-25 MESAJI Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti lideri Kim Jong-un, 600 milimetrelik KN-25 çok namlulu roket sistemlerini (MLRS - Multiple Launch Rocket System / Çok Namlulu Roketatar Sistemi) teslim aldı.
Yüksek doygunluk ateşi ve 300 kilometreye yaklaşan menzil iddiası, Kore Yarımadası’nda baskıyı artırır.
Körfez gerilimiyle eşzamanlı bu gösteri, Washington’a ‘çok cepheli kaynak yönetimi’ hatırlatmasıdır.
Süper güçlerin sınavı, aynı anda birden fazla coğrafyada dikkat ve kapasiteyi sürdürebilmektir.
İTTİFAKLAR SERTLEŞİRKEN KIRILGANLIK ARTIYOR Bölgesel güç dengeleri keskinleştikçe ittifaklar görünürde sıkılaşır fakat maliyet yükselir.
ABD için Körfez’deki her gemi, Pasifik’te eksilen bir dikkat anlamına gelebilir.
Rusya-İran yakınlaşması, NATO içinde Türkiye’nin ağırlığını artırır.
Çin’in temkini, askeri ağlar kadar ekonomik ağların da belirleyici olduğunu gösterir.
Önümüzdeki dönemde üç senaryo beliriyor: (1) Kontrollü gerilim, enerji fiyatlarında oynak ama yönetilebilir bant. (2) Sınırlı deniz çatışmaları ve sigorta-navlun şokları, askeri entegrasyonun hızlanması. (3) Beklenmedik bir kayıp üzerinden algı kırılması, süper güç imajında aşınma ve bölgesel güçlerin özgüven sıçraması.
Hürmüz’de düğümlenen her hamle, yalnızca deniz trafiği değil küresel güç mimarisinin stres testidir.
İttifaklar güçlendikçe kırılganlık da derinleşir.
Çünkü güç, sadece caydırıcılık değil maliyet ve algı yönetimidir.
Askeri yığınak kadar, o yığınağın yarattığı ekonomik ve psikolojik dalga da bir o kadar belirleyicidir.