Haber Detayı
AB’nin Fransız-Alman motoru bozuluyor mu?
AB’nin Fransız-Alman motoru bozuluyor mu?
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Almanya Başbakanı Friedrich Merz arasındaki ilişkiler neredeyse kopma noktasına geldi.
Almanya Başbakanı’nın yönünü İtalya’ya döndüğü ve Avrupa Birliği’nde (AB) bozulan Almanya-Fransa motorunun yerini Berlin-Roma eksenine bırakacağı AB kulislerini aşarak kamuoyunda çok konuşulur oldu.
Merz, 23 Şubat 2025’te yapılan seçimlerde partisi birinci olmuş fakat yeter sayıda hükümet çoğunluğu olmadığı için Sosyal Demokratlar ile koalisyon kurmuş ve 6 Mayıs 2025’de Başbakanlık koltuğuna oturmuştu.
Yeni bir siyasi figürdü ve Trump’ın ABD başkanı seçilerek dengeleri altüst ettiği, Ukrayna savaşında Avrupa’nın bataklığa saplandığı bir dönemde Almanya Başbakanı oluyordu.
Gözler üstündeydi.
Kimdi Merz?
TESÇİLLİ ATLANTİKÇİ Merz, seçilene kadar hiçbir yürütme görevinde bulunmamış ve bakanlık yapmamış. 69 yaşındaki siyasetçi Eski Başbakan Angela Merkel’in görevde bulunduğu dört dönem boyunca (on altı yıl), sistematik olarak hem partide hem de hükümette herhangi bir yönetici pozisyonundan dışlanmış ve bu uzun süre boyunca siyaseti bırakarak kendisini yalnızca iş dünyasına adamış.
Merkel tarafından siyasetten dışlanan Merz, Amerikan yatırım fonu devi BlackRock’un Almanya’daki yönetim kurulu başkanlığını devralıyor.
Yakından bakınca multimilyoner, özel jet sahibi ve bugün Almanya’da hala nadir görülen bir profil olan sermayeye yakınlığı kanıtlanmış bir politikacı ve iflah olmaz bir Atlantikçi olduğunu görüyoruz.
MACRON’A RAKİP Seçim kampanyasını takip ettiğimizde Merz’in, Trump sonrası Avrupa ve dış politikaya ilişkin stratejik önceliklerini 23 Ocak 2025 tarihinde Körber-Stiftung Vakfı’nda yaptığı konuşmasında açık bir şekilde görmüştük.
Bu konuşmasını ele aldığım yazımda (22 Nisan 2025, Aydınlık) şöyle değerlendirmişim: “Rusya ve Çin düşmanlığını çok açık bir şekilde ifade eden Merz, Avrupa’nın özellikle de Almanya’nın silahlanması ve savaşa hazırlığı konusunda Macron’ları solladığını görüyoruz.
Basında Macron’a bir müttefik mi geldi yoksa hırslı bir rakip mi görüşleri yer alıyor.” SAVAŞ KIŞKIRTICISI, RUSYA DÜŞMANI Soru doğruydu!
Çünkü Merz öncesi Avrupa’da küreselcilerin, Rusya düşmanlığının ve Ukrayna destekçiliğinin ve elbette Avrupa’nın silahlanmasının başını Macron çekiyordu.
Merz ise sahneye hızlı bir şekilde girmişti.
O sıralar Trump ile Avrupalı liderlerin sert bir şekilde karşı karşıyaydılar.
Hele Münih Güvenlik Konferansı’nda ABD Başkan Yardımcısı J.D.
Vance’in Avrupalılara karşı yaptığı zehir zemberek konuşma üzerine Merz “Bu Amerika’dan kurtulmamız gerek” şeklinde keskin bir açıklamada bulunmuştu.
Bu son olmuştu.
Artık doğrudan ABD’yi ve NATO’yu hedef alan açıklamalardan kaçındı.
Belki Trump ile anlaşmazlıkları vardı (ki vardı: Gümrük tarifeleri, Rusya’ya karşı tavır ve Ukrayna’yı destekleme konusunda) ama seçildiği günden itibaren kendine bozulan transatlantik ilişkilerin onarılması görevini biçmişti.
Yani katıksız Atlantikçi ve NATO’culuğu benimsemişti.
En son Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşmada, her ne kadar ABD’ye karşı eleştirilerde bulunuyor gibi görünse de ABD ve NATO’ya karşı yumuşak ve dengeli bir dil kullandı.
İngilizce olarak “Transatlantik güveni birlikte onaralım ve yeniden canlandıralım.” itirafında bulundu.
MACRON-MERZ GERGİNLİĞİ Gelelim Macron-Merz gerginliğine: Avrupa’nın motor ülkelerinin liderleri arasındaki stratejik ilişki benzeri görülmemiş bir gerginlik yaşıyor.
Bir çok konuda farklı düşünüyorlar.
Sıralayalım: Birincisi, Avrupa düzeyinde borçların paylaşılması mekanizmaları, özellikle de eurobondlar konusunda.
Emmanuel Macron, Avrupa’nın rekabet gücünü artırmak için stratejik yatırımları (savunma, enerji dönüşümü, teknoloji) finanse etmek üzere Birlik için ortak bir borçlanma aracı oluşturulmasını savunuyor.
Friedrich Merz ise bu fikri kesin bir şekilde reddederek, mevcut bütçe çerçeveleri dışında ortak borçlanma ihracını desteklemeyeceğini açıkladı.
İkincisi, Ticaret politikası ve korumacılık.
Macron, küresel rekabet karşısında yerel endüstrileri korumak ve canlandırmak için “Avrupa tercihi” fikrini savunuyor – bu, bir tür korumacılık olarak değerlendiriliyor.
Berlin’de bu yaklaşıma çekinceler var, bazıları bunun tek pazarın çekiciliğini zayıflatacağından ve uzun süredir Alman ekonomisini destekleyen serbest ticaret ilkelerini sorgulayacağından endişe ediyor.
Üçüncüsü, Avrupa savunması: Ortak hedefler, farklı öncelikler.
Her iki lider de Ukrayna’yı destekleme, NATO’yu güçlendirme ve bozulan küresel ortamda Avrupa’nın stratejik özerkliğini savunuyor.
Ama bazı somut konularda anlaşamıyorlar.
Örneğin: Avrupa savaş uçağı üretmeyi amaçlayan Future Combat Air System (FCAS) projesi.
Merz bu projeden ayrıldıklarını açıkladı.
Ama ABD’ye 35 adet F-35 savaş uçağı siparişi verdi.
Yine bir taraftan nükleer koruma konusunda Fransa ile görüştüğünü söylüyor, diğer taraftan ABD’nin güvenlik şemsiyesi altında olduğu için onu ürkütmek istemiyor.
Dördüncüsü, Macron, ABD ve Çin’e karşı daha özerk bir Avrupa’yı savunuyor (Ki bunu da sorgulamak gerek).
Bununla birlikte, Berlin daha iddialı bir transatlantik yaklaşımı sürdürme eğiliminde ve Avrupa’nın özerkliğini savunurken Washington ile güçlü bağları korumaya çalışıyor.
Diğer taraftan Almanya Başbakanı Merz, Trump’a yakınlığı ile bilinen İtalya Başbakanı Giorgia Meloni arasında yeni bir ilişki kurulmaktadır.
Ocak 2026’da Roma’da düzenlenen Merz-Meloni arasındaki görüşme, basit bir ikili zirvenin ötesinde, ekonomik, endüstriyel, güvenlik ve Avrupa konularında işbirliğini derinleştirmeyi amaçlayan bir “Almanya-İtalya Eylem Planı” imzaladılar.
Ufukta görünen Berlin-Roma ekseni başka bir yazının konusu olacaktır.