Haber Detayı

Yeni bir yıl ve bir düş
Yazarlar cumhuriyet.com.tr
04/01/2026 04:00 (1 gün önce)

Yeni bir yıl ve bir düş

Sevgili okurlarım, önümüzde yeni bir yıl uzayıp gidecek ve başka yeni yıllarla buluşacağız.

Sevgili okurlarım, önümüzde yeni bir yıl uzayıp gidecek ve başka yeni yıllarla buluşacağız.

Benim yıllar boyu peşimi bırakmayan bir düşüm var, zaman zaman ondan söz ettiğim olmuştur, hatırlayanlar olabilir, işte gene o düş ama bu kez acil çağrısıyla!

Düşümde milyonlarca insan ellerinde pankartlar yürüyorlardı.

Ben durmuş onların geçişlerini izliyordum.

F tipi cezaevlerini protesto edenler, KHK mağduru öğretmenler, öğretim üyeleri; oy verdikleri vekillerinin, belediye başkanlarının hapishanelerde çürümesine karşı çıkanlar; seçilmiş belediyelere kayyum atanmasını içine sindiremeyenler; hukuksuzluğu, adaletsizliği bangır bangır haykıranlar, tüketicinin dolaylı vergilerle nasıl yoksullaştığını kalem kalem ortaya dökenler; çocukları dağlarda vurulan, sokaklarda sürüklenen, cezaevlerinde işkenceden ölen Türk ve Kürt anaları, Diyanet’in laikliğe aykırı olduğunu haykıranlar, azıcık maaşlarına göz dikilen emekliler, bir türlü failleri bulunamayan faili meçhul ölülerin kızları, ağabeyleri, anaları; devletin attığı bombalarla ölen çocuklarını bağırlarına basmış, “Katil devlet” diye haykıran Uludereliler, Soma’da ölen madenci babalarının hasretini çeken, onlara şiir yazan madenci çocukları; sendikal hakları yok edilen, köleliğe mahkûm işçiler, emekçiler, bölgelerindeki yeşil alana cami değil park yapılmasını talep eden mahalleliler, rüzgâr ve güneş enerjisinin es geçilip dışa bağımlı termik ve nükleer santral kurmanın bu ülkeyi yok edeceğini iyi bilenler; eğitim sisteminin köle beyaz yakalılar ürettiğine bizzat tanık olan kahraman öğretmenler, ayağında ayaklarına küçük gelen plastik bir terlikle karda yürüyerek okula gitmeye çalışan küçücük kızların anaları, babaları; 12 yaşında çocuk gelinler ülkesinde yaşamanın bir zulüm olduğunu hissedenler, her gün bir kadın çığlığıyla uyanmanın derin acısını yüreklerinde duyanlar, yalaka ekonomistlerin sürekli yalanlarıyla beyni yıkanan ama elinde avucunda ekmek parası olmayanlar, lüks alışveriş ve gökdelen yapmanın şehirleşme olmadığını bilen mimarlar, yalanlarla yükseltilen sağlık sektörünün nasıl bir zengin oyunu olduğunu bizzat oyunun içinde yaşayarak öğrenen doktorlar, sağlık görevlileri, bankalar astronomik kâr ederken kendilerine ödenmesi gereken ücret zammını elleri böğründe bekleyen banka işçileri, Köy Enstitülerinin bu ülke için nasıl bir nimet olduğuna hayatları boyunca tanık olan Köy Enstitüsü mezunları ve bu büyük eğitim projesine vurgun olanlar; sosyetenin her gün değişik bir kılıkta boy gösterdiği resim galerilerinde değil sokaklarda, varoşlarda resim yapmak isteyen ressamlar; muhteşem olduğu söylenen Türk aile yapısını, tecavüzü, çocuk gelinleri sorgulayan film yapımcıları; Kahramanmaraş, Çorum, Madımak’ta, Ankara Garı’nda, bir zamanların narlar ülkesi Suruç’ta diri yakılan, hunharca öldürülen insanların aileleri; köyleri yakılan, göç etmek zorunda kalan ve kentlerde yok olan göç aileleri, ellerinde seks işçiliği yapmaktan başka çaresi olmayan travestiler, kadın erkek seks işçileri; Boğaz’da, deniz kıyılarında salaş bir meyhanede dostlarla içkisini yudumlamayı bir yaşam keyfi olarak görenler, “Sokaklarda dolaşmak bizim de hakkımız” diyen milyonlarca engelli yurttaş, sürüp giden savaş nedeniyle canını yitirmemiş ama akıl sağlığını ya da bedeninde en değerli organlarını yitirmiş, köşeye atılmış gaziler, “İnsan öldürmek istemiyoruz” diyerek her türlü aşağılanmayı göze alan ve vicdani red ilkesini hayata geçirmeye çalışan askerlik çağına gelmiş genç insanlar, askerlik şubesinde “İb... misin, o halde bize bir video getir” denen cinsel tercihleri nedeniyle aşağılanan gençler, kendinden rütbe olarak küçük bir subayı sevdi diye ordudan atılan ve intihar eden genç bir kadın subayın ölümünü içine sindiremeyenler, bu cennet ülkenin her zaman kendi kendine yeteceğini savunanlar, yok edilen tarım için içleri yananlar, müzelerdeki 42 uygarlığın en güzel heykellerine bakıp “ucube” diye bir heykelin yıkılmasını canında hissedenler, Kurtuluş Savaşı’yla ilgili filmleri izlerken Nâzım Hikmet ’in, Dağlarca ’nın ve daha birçok şairin bu konularda yazdığı şiirleri okurken gözleri yaşaranlar; ülkenin dört bir tarafındaki limanların satılmasını, köprülerin özel şirketlere devredilmesini güvenlik acısından çok sakıncalı bulanlar, evet onlar ve daha pek çokları düşümde yürüyorlardı.

Polisler ilk kez şaşırmışlardı çünkü böyle bir kalabalığa ne biber gazı ne cop ne de kurşun fayda ederdi.

Ve bir soru: Son günlerde Yalova olaylarında gördük ki öldürülen IŞİD’lilerden ikisi Zafer Umutlu ve Haşem Sordabak 10 Ekim 2024 yılında bir operasyonda ele geçirilen dijital materyaller ve yasaklı kitaplar nedeniyle “terör örgütü üyeliği” ve “adam öldürmeye teşebbüs” suçlarından tutuklanmışlar.

Kocaeli F tipi Cezaevi’ne gönderilmişler. 7 ay tutuklu kaldıktan sonra 18 Nisan 2025 yılında tahliye edilmişler.

O kişilerden Zafer Umutlu savunmasında “Türkiye Cumhuriyeti’ni ‘tağut’ şeriat dışı olarak görüyorum, Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlılık yemini eden polisler kâfirdir.

Cumhurbaşkanını da kâfir olarak görüyorum” demiş ve serbest bırakılmış, merak içindeyim bu beraat kararını veren hâkim kim, nerede?

IŞİD dilinde kâfir, öldürülecek insan demektir.

Korkutucu değil mi, ne demişler, besle kargayı oysun gözünü!

İlgili Sitenin Haberleri