Haber Detayı

Çocuklarda ve toplumlarda üç tür doğum
Yazarlar cumhuriyet.com.tr
04/01/2026 11:39 (20 saat önce)

Çocuklarda ve toplumlarda üç tür doğum

İnsan sadece bir kez mi doğar? Fizyolojik ayrışmanın ardından gelen psikolojik onay ve sosyal yaşama katılım, bireyin gerçek doğum haritasını oluşturuyor. Bireyden devlete, kişisel tarihten toplumsal belleğe uzanan bu üç aşamalı doğum süreci, biz olabilmenin ve aidiyet kurmanın temellerini sarsıcı bir metaforla ele alıyor.

Yakın zamanlara kadar çocukların bir kez doğduklarından söz edilirdi.

Şimdilerde bir çocuk için üç tür doğumdan söz ediliyor.

Yaygın görüşe göre birinci doğum fizyolojik doğumdur, ikincisi psikolojik, üçüncüsü ise sosyal doğumdur.

Bireylerin yaşamlarındaki üç tür doğumdan esinlenerek toplumların da benzeri aşamalardan geçerek milletleri ve devletleri oluşturduklarını düşünebiliriz.

FİZYOLOJİK DOĞUM Bebek anneden ayrılıp aldığı ilk nefesin ardından ağlamaya başladığında fizyolojik doğum gerçekleşmiş olur.

Ortamın havası, ısısı, doğuma yardımcı olanların anneye ve bebeğe yaklaşımları doğan ve doğuran üzerinde kalıcı etkiye sahip olacaktır.

Eğer hamilelik sürecinde ve doğum anında görev alan hekimler ve hemşireler anneye yeterince kibar ve anlayışlı davranmıyorlarsa bu görevlilere psikolojik destek verilmelidir.

Çünkü bu tür itici davranışlar büyük ihtimalle kişisel travmalarından ve cinselliğe ilişkin sorunlarından kaynaklanmaktadır.

Giderek yaygınlık kazanan bir görüşe göre bebekler doğar doğmaz, daha yıkanmadan annelerinin bağrına konulmalıdırlar.

Babanın da bağrına konulması gerektiğini savunanlar da var.

PSİKOLOJİK DOĞUM Doğum sonrasında bebeğin anneyle ilk teması psikolojik doğumdur.

Bebeğin henüz bilinci yoktur ancak bu ilk temas bebeğin anne tarafından kabul edildiği, onaylandığı anlamına gelir.

Bu noktada ikinci bir doğum söz konusudur, bebeğin gelecekteki güven duygusu psikolojik doğumla başlar.

Psikolojik doğumda bebek adeta “Ben seviliyorum, yalnız değilim” duygusunu edinmeye başlar.

SOSYAL DOĞUM Bebek başlangıçta annesiyle simbiyotik bir ilişki içindedir, özellikle annesinin memesini kendisinin bir uzantısı olarak görür.

Anneyle bebek arasında bir tür bağımlılık söz konusudur, aylar geçtikçe simbiyotik ilişkinin azalması, bağımlılığın bağlılığa dönüşmesi beklenir.

Çocuğun okula başlaması, başka çocuklarla, öğretmenleriyle ilişki kurması sosyal doğumun başlangıcıdır.

İlgili kaynaklarda çocuğun okula başlaması sosyal doğum olarak tanımlanıyor ancak geleneksel kültürümüzde çocuğun sokağa çıkıp oyun oynamasını da sosyal doğum sayabiliriz kanımca.

Sokak kültürü kalmadı ama anaokulu ve anaokulu öncesinde çocukların 0-3 arasında ilk yaşlar etkinliğine katılmaları, sınırlı da olsa diğer çocuklarla iletişim kurmaları sosyal doğum kapsamında düşünülebilir.

Süleyman Hecebil’in “İlk Yıllar”* adlı kitabı, çocukların doğum şekillerini ve ilk yaşları kapsamlı olarak anlatmaktadır.

TOPLUMLARDA ÜÇ TÜR DOĞUM Bir metaforda bulunacak olursak bebeklerin farklı tür doğumlarına benzer şekilde toplumlar da belli aşamalardan geçerek millet, devlet olma yolunda evrilirler.

Sosyolojide aralarında iletişim bulunan ve ortak bir amaca sahip olan insan topluluğuna grup adı verilir.

İster bir adada ister bozkırda bir insan topluluğu önce var olmalıdır. (Varoluşçu felsefeye göre varoluş özden önce gelir.) Bu gruptakiler ortak bir dil kullanarak iletişimde bulunuyorlarsa ve en az bir ortak amaçları varsa psikolojik doğum gerçekleşmiş olur.

Grup, millet olma yolunda ilk adımı atmış olur.

Birlikte yaşayan ve ortak bir dil kullanan bu grup zamanla birtakım başarıları ve başarısızlıkları birlikte yaşar.

Bu durumda aralarındaki bağ güçlenir.

Anzakların bir millet olarak tarih sahnesine çıkmalarının yani psikolojik doğumlarının Gelibolu Savaşı’ndan sonra olduğu söyleniyor.

Çok geniş bir coğrafyaya yayılan Türk topluluklarının psikolojik doğumları için tek bir başlangıcın gösterilmesi mümkün değildir.

Sosyal doğum için genellikle bir milletin mensuplarının belirli bir ülkeye sahip olmaları ve bu ülke dışındakilerle “biz-öteki” ilişkisine girmesi gereklidir.

Mithat Cemal Kuntay’ın “Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır” sözü toprağın vatanlaştırılmasını dile getiriyor.

Remzi Oğuz Arık’ın “Coğrafyadan Vatana” adlı kitabı milletlerin psikolojik ve sosyal doğumlarını anlatıyor.

Toplumlar gibi bireylerin de kendilerine özgü doğumları olabilir.

Atatürk, fiziki babasının Ali Rıza Efendi, duygularının babasının Ziya Gökalp, fikri babasının Namık Kemal olduğunu söylüyor.

Benim üç doğumum ise annebabamla, psikolojiyle ve eşim Zehra Hanım’la tanışmamdır.

Kaynakça * Hecebil, S. (2025). 0-3 Yaşta Ruhsal Gelişim, Bağlanma ve Anne-Çocuk İlişkisi.

İstanbul: Epsilon Yayınevi.

İlgili Sitenin Haberleri